Saturday, November 8, 2008

şantiye kumunda bikini olsam


DUBADUBADUB


haftanın tek tatili oldugunu ne kadar vurgulasam yetmeyecek CUMA gününün sabahında amy winehouse telefonumu acı acı çaldırdı.  Bir önceki gece fiyaskoya doymayan Dubai gecelerinden birini geçirmiştik ve uykuyu haketmiştik ancak arayan kişi eğlenmeyi aklına koymuş bir celebrity olunca telefonunuzu açarsınız. (bu postun kaderi de film noir voiceoverıyla yazılmakmış)  sesin geldiği yere doğru uzandım. perdelerden içeri sızmakta olan kızgın sabah güneşi yüzünden gözlerimi zorlukla açtım.  Telefondaki ses "hala uyanmadın mı?" diyordu.  Telefondaki ses "hala uyanmadın mı?" dediğinde bazen yalan söylersiniz... 
(Polisiye işini pek kotaramadığım için postun geri kalanına anadilimde devam ediyorum) Eveeet sabah koştur koştur kalkıp hazırlanıp mayolarımızı giydik. Dubai'de en büyük sorun cuma günü telefonla taksi çağırmak olduğundan dışarı çıktık ve evimizin önünde araba bekleyen hippi iki gence "SUCKERRS!" dedikten sonra taksi bulabiliceğimizi düşündüğümüz bir noktaya doğru yürümeye başladık.  Size daha önce yalnızca oturduğumuz bölgenin değil TÜÜM Dubai'nin bir şantiye olduğundan bahsetmiştim sadık okuyucu, (ki loyalty seviyeniz google analytics'e göre yerlerde sürünüyor)  Buradaki binaların neye benzediğini anlamak için binanın önündeki 3d renderlara bakmak gerekiyor ki genel olarak bitmiş binalarla renderları birbirine pek fazla benzemez...
Sonuçta taksi bulamayıp, gözlüğünü beğendiğimiz "From London" olan ve "dubaiyi seviyor musunuz?" sorusunu "the money is good" cümlesiyle yanıtlayan bir kadına otostop çektik. Tabi ki bu macera sonrasında daha içler acısı bir hal aldı ancak kısaca yazı kışı yaz olan şehrimizde inşaatların arasından caddeye çıkmaya çalışırkenki halimiz aşağıdadır. 





SUCKERSS!

Saturday, November 1, 2008

hep dehşetle doluyor insan


iyi uykularla günaydın arasında bir yerde sıkışıp kaldığım şu saatler nosferatu'nun ve Frankenstein'ın mad scientistler veya hastalıklı beyinlerce yaratıldığı saatlerdir. nosferatu kont dracula'nın telif-melif dolayısıyla dönüşmüş hali olsa da bana kalırsa çekildiği 1921 yılından bu güne kadar daha ürkünç daha dehşet verici bir canavar tasavvuru yapılmamış... insana bu kadar benzemesi midir proporsyonları mıdır bilmiyorum bir yanı var ki çok fena ödümü kopartıyo.

Her ne kadar müslüman bir ülkeye gelmiş olsam da itiraf ediyorum ki burası bazı yanlarıyla bana bile (ki BEN yani) gavur kaçıyor. Çeşitli kaynaklardan (tabiiy ki facebook) takip edebildiğim kadarıyla Türkiye'de de şenliklerle
kutlanmaya başlamış Halloween. Dubai'de çalışan nüfusun büyük bir kısmı olan ingiliz-avustralyalı ve genel olarak avrupalı çoğunluk da ayynı bizler gibi halloweene inanmış, gönül vermiş kişilerden oluşuyor. Son zamanlarda fazla boşa sardığımdan haberdarım, benden ciddi postlar bekleyen kişileri (ipek yine sana sesleniyorum!!) hayal kırıklığına uğratmak da istemiyorum fakat aşağıda, Halloween partisine giderken bizim ne kılıklara girdiğimizi daha sonra da gittiğimiz partideki, bayramın gerçek sahiplerinin resimlerini görebilirsiniz...

ekin as "amy":

sinkur as "hot high school teacher"

melkur as "daisy" from "the great gatsby"



size dubaiyle ilgili bahsetmek istediğim konular arasında pek de sıra kapamayacak gece hayatından bir dolu resim de aşağıda...

aylin da çingene:

...

...

...


ghostbuster busted:

...

reservoir dogs orr whatever:

...

...

...



...

sağlıcakla harry...
bir haloviyın de böyle geçti...

Thursday, October 30, 2008

iki gözüm önüme aksın


hiç abartmıyorum aramızda şöyle bi konuşma geçti,
corç: melis... aralık filan gibi bi istanbul'a geliyim diyorum seneler var ki senin o gül yanaklarından öpemedim dear...
ve ben de ona dedim ki: "ama sekerim benim bazi isler icin dubai'ye KACMAM lazım." ve o da bana demişti ki sevgili okuyucu, "hep iş hep iş! çık bu kafadan melis dünyayı sen mi kurtaracaksın!!!." hatta bu manaya gelen LET'S GO OUTSIDE isimli şarkıyı literally benim için yazdı denebilir. o günün hatırasına beraber çektirdiğimiz resim aşağıdadır. renkli scannerım olmadıgı için siyah beyazını koyabildim biraz çirkin oldu ama renklisini görseniz bi de süper...









o kulaandaki küpe de benimdir. canım benim...

Wednesday, October 29, 2008

uzakta öyledir...

Bize şöyle demişlerdi:
"Travel from Dubai in the 4x4 vehicle and journey through a variety of terrain on your way to Hatta. View spectacular scenery across undulating desert and rocky mountain."
"FOOD AND SOFT DRINKS ON THE HOUSE" da demişlerdi... "Ouuvv ne kadar da oryantal"di "yareppim"di. pabuçlarımızı çıkarıp incecik kuma ayak basacak, dansöz oynatacak, daha kimbilir kimler tarafından ne şekillerde eylenecektik. yanımızda "annem de annem" ciğimiz ve kral babamız da olduğundan turist gibi davranmaktan hiç de çekinmeyecektik. onları gezdiriyormuş gibi yapıp blogluk fotolar çekebilicektim. bu hesaplarla "çölde çay" gezisi başlaaa mıştı.


işte bu masalarda karnımızı doyuracaktık:




sonra bu dj bizi eğlendirecek dansözümüze göbek attıracaktı:
bu bardan HARD DRINKlerimizi alacaktık:

Bu kilimli çadırda bu kadın elimize eşi benzeri görülmemiş bir ustalıkla çiçek resimleri çizecek, kına yapıcaktı:


burada elimizden bırakmadığımız sigaramızın yanında fokur fokur nargile tüttürecektik:

"çölde çay"ımızı bu "semaver"den içecektik:


bu hayallerimin bir kısmı gerçek oldu, bir kısmı yukarıda sıraladığım fotoğraflarda kaldı... ama google analytics sağolsun artık beni okuduğundan emin olduğum okuyucu, hayatımda ilk defa bir çöl görüyor olmak bu gezide yaşamadığımı tahmin ettiğiniz çok şeye bedeldi. bu bir emirdir!!!

Sleep In The Mojave Desert by Sylvia Plath
Out here there are no hearthstones,
Hot grains, simply. It is dry, dry.
And the air dangerous. Noonday acts queerly
On the mind's eye erecting a line
Of poplars in the middle distance, the only
Object beside the mad, straight road
One can remember men and houses by.
A cool wind should inhabit these leaves
And a dew collect on them, dearer than money,
In the blue hour before sunup.
Yet they recede, untouchable as tomorrow,
Or those glittery fictions of spilt water
That glide ahead of the very thirsty.

I think of the lizards airing their tongues
In the crevice of an extremely small shadow
And the toad guarding his heart's droplet.
The desert is white as a blind man's eye,
Comfortless as salt. Snake and bird
Doze behind the old maskss of fury.
We swelter like firedogs in the wind.
The sun puts its cinder out. Where we lie
The heat-cracked crickets congregate
In their black armorplate and cry.
The day-moon lights up like a sorry mother,
And the crickets come creeping into our hair
To fiddle the short night away.


Saturday, October 25, 2008

tintin in dubai




kendime ne yazık ki henüz güzel bir fotoğraf makinesi alamadım. elektronik eşyanın en en en ucuz oldugu yeri öğrenene kadar bekliyorum. bunu bulabileceğim yerin adresini de aldıgım için tek tatil günüm olan mübarek cumalardan birinde gidip araştırıcam fakat acelem yok. düşük çözünürlük ve kötü renklerde olsa da karşıma çıkanları şimdiye kadar bloga koyabildim. yabadabadubaiyle beraber başlayan muhabirlik ilgimle iç dünyamı teşhir etmeye meraklı yanımı karıştırıp size, burda zaman zaman kendimi çok yalnız, aidiyetsiz ve dışarlıklı hissettiğimi söylemek istiyorum. Herhalde bu nedenle; gittiği sayısız yerde başına türlü türlü dertler açan genç muhabir tenteni, arabesk-çin ve hint işi heykellerin arasında böyle garip görünce burda paylaşmak istedim.




Friday, October 24, 2008

Thursday, October 23, 2008

dubai'de bir fashionista!

fashion blogger arkadaslarim alinmasin ama ben de bugun biraz daha hafif bir konudan, dubai'de sezonun trendlerinden bahsetmek istedim... Neticede bu kadar zengin bu kadar cok kulturlu bir sehirde yasayip her gun baska bir fashionistayla tanisip modadan hic bahsetmemek olmaz degil mi... Asagida gecen gun bir artgelirryde hosbes ettigim "fashion curator" arkadasim jerry
jenkins'i (www.forgivemeforsayingtheresnosuchworktitlejarod.com) goruyorsunuz. Kafasindaki kask kendi tasarimi. Bu islerden herkes gibi ben de iyi anladigim icin jerry ile ilerki zamanlarda bir randevu ayarlamayi ihmal etmedim. kisacasi "kask" bu sezonun bence olmazsa olmazlarindan.



bu sezonun ikinci ana parcasi kis boyunca hanimkizlarimizin uzerinden eksik etmeyecegi tulumlar yani "overalls"... bu cilgin tekparca, tuvalete gidis donus suremizi biraz uzatacaga benziyor, ki tuvalette uzun zaman gecirmek zaten senelerdir tahtindan inmeyen bir 'in'! cesitli renk ve modellerde gece kluplerinde ve modanin kalbinin attigi sokaklarda simdiden sikca karsiniza cikmaya basladigini tahmin ettigim bu parca dubai'de en populer donemini yasiyor...





evet sevgili moda sever... geldik yalnizca bu sezonun degil tartismasiz gectigimiz 2 sezonun da en vazgecilmez parcasina... avrupalilarin 'keffiyeh' dedigi bizlerinse poshu adini verdigimiz sokak stilinin en son baskahramani 2009fall'da eskisinden de kuvvetli cesit cesit renkte karsimiza cikiyor. sayisiz baglama sekilleriyle biz modaseverlere sonsuz olanaklar sunan posuyu asagida cok trendy dubaili arkadaslarimin boynunda goruyorsunuz...





Bahsi geçen üç olmazsa olmazi aşağıda adını öğrenebilecek kadar yaklaşmaya cesaret edemediğim fashionistanın üzerinde görebilirsiniz.  şantiye yolunda karşıma çıkan bu şık beye ilerleyen zamanlarda sıksık çeşitli etkinliklerde rastlayacağımı hissediyorum.



Sunday, October 19, 2008

su kose yaz kosesi su kose sark kosesi ortada bira sisesi

evet o da bi bira sisesi

TOP GEAR SPECIAL



araba merakimi hicle cok az arasindaki dogru parcasinin cok aza yakin olan tarafinda diye derecelendirebilirim. ama yolda yanimizdan iki lamborgini hizla gurleye gurleye gectiginde ilgisiz kalamadim. biri sari biri gumus rengiydi (biz kizlar buna lame deriz) modelleri deeee....saka saka o kadar da diil. Aslinda bugun pazar olmasina ragmen ofiste calistigim icin kaytarma yollari ariyorum diyebiliriz... bu postla super kaliteli blogunun tonunu dusurdun diyorsaniz sizi jeremy clarkson dovsun.


you know you love me