Sunday, October 19, 2008
TOP GEAR SPECIAL


araba merakimi hicle cok az arasindaki dogru parcasinin cok aza yakin olan tarafinda diye derecelendirebilirim. ama yolda yanimizdan iki lamborgini hizla gurleye gurleye gectiginde ilgisiz kalamadim. biri sari biri gumus rengiydi (biz kizlar buna lame deriz) modelleri deeee....saka saka o kadar da diil. Aslinda bugun pazar olmasina ragmen ofiste calistigim icin kaytarma yollari ariyorum diyebiliriz... bu postla super kaliteli blogunun tonunu dusurdun diyorsaniz sizi jeremy clarkson dovsun.
you know you love me
Wednesday, October 15, 2008
"elinin hamuruyla..." dedirten post ve hatta "pes!"t
Efendiiim...
15.10.2008'de anadolu ajansının geçtiği haber doğrultusunda bir çok türk internet gazetesinde rastladığım habere göre, dünya bankası başkanı (oh yeah) Robert Zoellick, oluşturulması muhtemel yeni bir G-7 ülkeler grubuna türkiye'nin de aday olması ihtimalinden bahsetmiş. (ohyeahkare kamonu yeke yeke) --hürriyet ve zaman gazeteleri ekonomi sayfaları-- bu MÜTHİŞ haberin dünya basınında türkiye'nin adı geçmeden yer alması beni biraz hayal kırıklığına uğratmadı desem yalan olur fakat dünya ekonomisinin kalbinin atacağı yer olarak gösterilen ortadoğu ile ilgili Dubai Reuters'ın haberine ulaştım; bu haber, bir de rixos otelleri yönetim kurulu başkanı Fettan (kih) Tamince'nin bundan birkaç gün önce manşetten verilen "Dubai deki projelerimizi yıl sonundan önce bitireceğiz." konulu taahütüyle birleşince Dubai'nin an itibariyle taşıdığı stratejik önemi daha iyi anlamama yardımcı oldu.
aşağıdaki resimde Toyota marka bir LandCruiser Jipin deposunu fullediğimizde burada ödediğimiz para miktarını dirhem üzerinden görüyosunuz; 1 dolar=3.671 dirhem olarak sabitlenmiştir. Lütfen biriniz hesaplasın bana söylesin ama yanlış hatırlamıyosam 30 ytl gibi bir miktara denk geliyordu. önümüzdeki neslin alamancılarının dubaicilerden oluşmasi bu bağlamda pek de uzak bir tahmin sayılmaz.

lütfen yaptıgınız hesabı comment olarak buraya yazınız...(hatta ipek!!! bu sabah cok ciddi bir post yazamayacagima inandigin icin ozellikle senden istiyorum)
ultra serious- mega konjonktur avcisi melkool
Monday, October 13, 2008
de ve ben



üstüne basarak belirtmeliyim ki önce birbirine bu kadar benzeyen deve resmini arka arkaya ataçlarken tereddüt ettim. daha sonra "bir fazla ya da eksik deve resmi okuyucu için ne farkeder" dedim. eğer siz de, "bu kadar deve resmi baktığım yeter! şimdi de blogspotta random blog sörf edeyim..." diyip bu bloga rastladıysanız beni affedin ve bundan sonra google'da i feel lucky butonuna tıklamadan önce hayatınızı bir gözden geçirin.
mesela ben bu resimlere bakarken ayaklarının altı henüz kumla nasırlaşmamış kamil isimli bir yavru deve olduğumu hayal ediyorum. Lütfen siz de uçsuz bucaksız bu çölde uçsuz bucaksız dimağınıza uygun başka bir düş oluşturun.
Saturday, October 11, 2008
THE SIMS -give backrub in case of emergency

gectigimiz hafta dubai deira tarafinda burjuman isimli bir alisveris merkezine gittim. mesleki deformasyon veya gerceklesmemis barbie evi hayalim yuzunden maketlere uzun uzun bakarken bu siyah-beyaz arap maket adamciklari gordum. bu konuda asagidaki gereksiz saldirgan yaziyi yazdim yazdiktan sonra biraz pisman olarak bu ust bildirgeyi yayinlama karari aldim. siyah kadinlar ve beyaz adamlarla ilgili goruslerim su anda; feminist, cevreci ya da herhangi bi politik goruse mensup olamayacak kadar bulanik. dun cok zengin bi arapla evlenmek icin 'kapanabilicegini' acik yureklilikle soyleyen bir kizla sohbet ettim. hayatta hersey olabilirci gorusum bu noktada tikandi. kendimi oraya yerlestiremedim.
...buyrunuz...
bay beyaz ve bayan siyah bir sabah kendilerini bir alışveriş merkezinin gayrimenkul satış maketinde buldular. geceleri rgb ledlerle renk değiştiren şehirlerinde; göğe doğru uzayıp gitmekte olan, her katı karşı kat manzaralı, bir ev tutmaya karar verdiler. Mutlu mesut yaşayıp giderken bay beyaz birgün sıkılmaya başladığını dehşetle farkediverdi. bayan siyah ona artık eskisinden sanki daha gri görünüyor, aklı petrol kadar kuzguni, onun kadar kıymetli başka bir bayan siyaha kayıyordu. Allahtan bulundukları yerde bu tip sıkıntılar sıkıntıdan sayılmıyor, doğal karşılanıyordu. yeni bayan siyah en kısa zamanda bu komansnana gökdelen katının pek komansnana maliki oluverdi. Çölün ortasındaki vahalarını, dünyanın sonnsuuz kaynaklarını görülmemiş bir eliaçıklıkla birbirlerinden sıkıldıkları hızla sıkılarak tükettiler ve bir oyunun daha sonuna geldiler. işte arkadaşlar buradan çıkarılacak kıssadan hisse şudur ki, bilgisayar başında çok durmak, efenme söyliyim faydasız oyunlarla vakit harcamak gözlerimizi bozabilir. şimdi dağılalım oldu mu kuzucuklarım?..
söz bak en kısa zamanda bir çöl safarisi yapiciiz..
Tuesday, September 23, 2008
(hayatımıza geçici bir süre ara veriyoruz)

Taksi şöförleriyle aram bazılarımızın aksine HEP iyi olmuştur. Hikayelerim arasında Milano'da bi taksi şöförünün yanlış italyancama gülüp kafamı tutup dudağıma culk diye bi buse kondurması bile var. Ancak buradaki pakistaani ve hintli taksi şöförlerinin arabasına binmekle evine akşam yemeğine gitmek arasında pek bir fark olmadığını tahmin ediyorum... Genelde gereğinden çok düşük ısıda çalışan klimalı arabalarına bindiğiniz andan itibaren kendilerinde her türlü soruyu sorma hakkını buluyorlar. Elbette ben onları da kızınca otomatikman küfreden herkesi sevdiğim şekilde seviyorum. (bu gün tam kahvemi yudumlarken farsça "nıskiim" dediğini tahmin ettiğim taksi şöförü yüzünden boğularak ölme tehlikesi geçirdiğimi de bu parantez içinde belirteyim... bu parantezden çıkmiyim hiç hatta, yabadabadubai metaforu olsun bu parantez)
Saturday, September 20, 2008
kuşlar,insanlar ve bangladeş
beni içine kabul etmesi için alkolle haşır neşir olmam gereken şehir dubai'de ne yaptığımı söylememin vakti geldi sevgili okuyucu... ben de burada bulunan birçokları gibi işin ve paranın veya paranın ve işin peşinden sürükleniveedim. geçindirmem gereken bir ailem veyahut da kurtarılması gereken bir hayatım olmadığına göre burada aslında merakım kadar hırslarım için de bulunduğumu söylemeliyim. gün içinde bir kocamaan bir otel şantiyesinde iç mimar/hızır/autocadhelp olarak işlevimi sürdürürken, beynimin bir noktasında varlığını sürdüren blogcu sizlere ASIL hayat gailesi nedir bilen kişilerin aşağıda göreceğiniz dışavurumlarını yansıtma kararını aldı... pek de mistifikasyon yapmak istemediğimden; din-dil-ırklarının ne olduğunu resimlerden aşağı yukarı çıkarabileceğimiz inşaat işçisi/sanatçı beylerin "çalışmalarını" bir kaç başlık altında sunuyorum;
Friday, September 19, 2008
ميليس




latin-arap alfabesi çevirilerinde merak ettiğim bi konuya bugün kendimce açıklama getirdim. artık arapça'da da az-çok latin alfabesini yakalayabilecek çeşitlilikte font olduğu görüşündeyim. aşağıda da kendi adımı bulamadığım için bazı şakacı arkadaşlarımın bana seslendiği ismin arap alfabesiyle yazılışını ekledim. sonundan (yani bizim anladığımız haliyle sol kısmından) iki harf çıkarsam acaba melis yazmış olur muyum?
dönerken çeşitli arap dialektlerine hakim olmak istiyorum beni okuyup okumadığından emin olamadığım okuyucu... keşke rainman'deki dustin hoffman olsaydım dediğim nadir anlardan biri bu. bana mısın demez iki logodan sonra okunuşunu çözerdim bu kıvrıkların.
melissa : ميليس
Labels:
translation
Subscribe to:
Posts (Atom)




















