Wednesday, December 3, 2008

blogu bosladin melis demeyenlere 12 ciltlik 1. kalite kuse kagida renkli baski devrim niteliginde post


Dubaide, Sirinlik Muskasi Adam ve Memelerini Leonardodicaprioya Dayamayi Seven Kadin isimli iki insan var . bunlardan bi tanesi dubai tv sunucusu digeri dedigim gibi cok sirin. cok degerli hollywood yildizlarimiz ise yatirimini buraya yapiyor cunku laf aldi yurudu bildiginiz gibi. bence mesela arap prensi leonardoyla lasvegasta tanisir ve "gel..." der, "bre beraber neden olmasin?" bizimkisi de durur mu basar imzayi cok yildizli bir otel kontraktinin altina, simdi cahilmisim de bi tek leonardo di caprionun adini biliyomusum gibi olmasin diye diger celeblermizi sayiyorum, SIKI DURUN:
soldan saga ve yukardan asagiya sirasiyla: katerina vita jones, the actor formerly known as kirk douglas, LEONARDO DI CAPRIO,tekrar LEONARDO DI CAPRIO, desperado aka ataturk, tekrar desperado, (araya muska girmis) ve spice girlsden de cok iyi bildigimiz mel-G.
ben kisaca MEL-K.

Friday, November 21, 2008

damardan



"kolunuzu açın"la başlayan bir hikaye anlaticiim... hayatımda ilk defa bir takim saglik testlerinin yanisira HIV testine girdim. (teste girmek as if secmeli) o ana kadar düşünmediğim bu fikir, o gece uykumu kaçırdı. neticede sağlık kartım geldi ve akciger kanseri veya AIDS olmadığımdan emin oldum. fakat benimle beraber sağlık kontrolüne giren çok kişi tersini biliyormuş... Dubaide bu yıl residence ve çalışma izni için ülkeye gelenlerin sebep olduğu büyük bir yolsuzluk yaşanmış. bir çok HAYAT KADINI para karşılığı temiz belgesi alıp ülkeye girmiş. bu büyük "corruption" dolayısla sağlık kartları ve pasaport kontrolleri ciddiyete binmiş ki sonuçta normal şartlar altında 3 gün içinde iade edilen pasaport dahil bir takım belgelerin tutulmasına karar veren devlet, immigrationda sayısız pasaport tutuyormuş. "It is a big threat for the country" diyen bir şirket temsilcisinden duyduğum kadarıyla bu hikaye böyledir...

demem o ki:




Thursday, November 20, 2008

KIZIM OLMADAN ASLA






buraya geldiğimden beri bazı uyaranlara karşı tepkim azaldı diyebiliriz. bunun böyle olucağını biliyordum fakat o garipseyen gözü açık tutmaya çalışmakta fayda görüyorum. yine geçenlerde artık sonuna gelmiş olduğumuz kornfleks kutusunun arkasında gördüğüm mutlu aile tablosu bana, 1960 başları amerika'sındaki "mad men era" demek istediğim dönemin basılı reklamlarını hatırlattı. bu bahsettiğim dönemin günümüzde doğu kültürü reklam sektörüne aynı tür bir naiflikle yansıyor olduğunu daha önce radyo reklamlarındaki fazla narrative ve "to the point" anonslardan dolayı da düşünmüştüm. bahsettiğim radyo reklamları:

-can you give me a ride?
-why don't you rent a car? it is 29 dirhems a day!
-WOW!! then take me to a car rental place!
gibi parodilerden ibaret.

anne kızın mutlulukla sarıldığı son kare de bu posta başlık bulan karedir.
şimdi kornfleksimizi afiyetle kaşıklayabiliriz.


Wednesday, November 19, 2008

elbette mühim olan katılmaktı...

etrafta yazarlarından tunctunctunc'un Daniel Eatock isimli bir sanatçıyla ilgili yazısını okuduktan sonra sanatçının sitesine tıkladım ve bir kaç projesine baktım. "I am interested in connections between image and language, ...contributions from others, seriality, collections, discovery and inventing" diyen, dışardan katılımla çalışan işleri olan sanatçının "no photo" logo ve işaretlerini topladığı bir sayfaya denk geldim. Bu sabah da bağlı olduğum Jebel Ali Free Zone nizamiyesinde kendi no photo işaretime rastlayınca hemen fotoğrafladım ve az önce eatocka mailledim. aşağıda benim bu projeye katılım için çektiğim resim bulunmaktadır; bakalım sanatçı bu resmi sitesine koyacak mııı... (koymazsa da insan en azından "düşünmeniz yeter melis hanımcığım" der pis herif!!!)


elle gelen EDIT ak bayram: süper birisiymiş kendisi hih

Monday, November 17, 2008

uykuM


Uykuyu çok seviyorum. yatağa uzanıp yavaş yavaş sohbetimize başladığımız anları da, biterken beni yumuşakça kollarının arasından bırakmasını da, ürkütücü bir kabus sonrası kara pelerinini savururken çıkardığı sesle kendime getirmesini de... onunla hep aşığız. bazen günün ortasına beni avucuna aldığında biraz huysuz biraz nazlı ona başka zaman gelmesini söylüyorum. umarım alınmıyodur... burda sabahları uyku beni koca balkonumdan odama dolan güneşe teslim ediyor. bu çölün ortasında başka türlüsünü ikimiz de uygun görmüyoruz. Bu sabah daha yeterince sarsıcı terkedişini yaşamadan kendimi bu sarı ışıklı balkonda buldum. Gördüğünüz fotoğrafı çekerken bir yandan rüyamda fotoğraf makinemi 24. kattan aşağı düşürdüğümü görüyodum.
günaydın...

add life to life

gururla soylemek istiyorum ki cok fazla yayinlamak istedigim post birikti. oyle ki 'gunde bir tane' adinda yalnizca fotograf yayinladigim bir seri olusturmama ramak kaldi (nasil cok original ve cok yaratici degil mi?) Postedecegim postlardan bir tanesi google'da reklamini gordugum kalplerle donanmis ve bir turbanli kadinla cember sakal erkegin resmine tiklayarak ulasacagim copcatan sitesiydi... tikladim ve asagida gordugunuz ekran cikti. hayatimiza hayat katan bu sansur sayfasi hurriyetin memeli sarkici linklerine tikladigimda da duhul ediyor. adeta cenab-i haktan bir mesaj... bazi isleri kurcalamayarak cok daha uzun bir yasam surdurebilecegimizi mujdeledigini dusunuyorum.


Sunday, November 16, 2008

böbürlenme insanoğlu... senden büyük balık var!


sonunda dünyada yapmak istediğim işi buldum yabadabadubai sakinleri... bir alışveriş merkezinde akvaryum balığı olarak görev yapmak istiyorum. basınç desen okey, yemek desen yediğin önünde... çok azıcık teşhirciysen, "baak... nasıl da sallıyorum kuyruğumu"cuysan senden mutlusu yok. akmerkezdeki akvaryumu yıllarca karşısına geçip izledik, digiturk görseli olarak yine bize o popocuk kadar akvaryumu yutturdular... ama şimdi anlıyorum ki; ne o akvaryum akvaryummuş, ne de o balıklar balıkmış. İşte yine bir alışveriş merkezi ve işte yine bir akvaryum... Akvaryum sözcüğünden tiksinicek yeterlilikte akvaryum dedim mi ki? Orda bir yerde "Shark-feeding at 4" yazıyordu kırmızı ışıklı bir panoda. shark-feeding yapan balıkadam olmak da fena bir fikir olmayabilirdi mesela. (balıkinsanı diyim de seksist sanmasınlar beni) BALIKİNSANI!(dedim) Aslında bu kocaman balıkları show tv anahaber bülteni gibi kırmızı daireler içine alıp ok çıkarıp "BALIK" yazabilirdim fakat bir süredir anlıyorum ki herkes illa delileri sevecek diye bişey yok bayanlar baylar. Hatta pek sevgili ve sayın hiçişleri bakanımız özgüröğret, günümüzde delilerin aslında deli olmadıklarını bu nedenle olur olmaz delirik geçirici ilaç kullanmamaları gerektiğini anlatan detaylı araştırmasında alttan alta delilerden nefret ettiğini, allahın onların belasını er ya da geç vereceğini düşündüğünü hissettirmiştir. onları kınamak icin önümüzdeki perşembeyi takip eden taksi'm meydanında düzenlenecek kınama mitingine konuşmacı olarak katılacagını belirttikten hemen sonra denizatına atlayan ö.ö. belirtme alanından dörtnala uzaklaşmıştır.
XOXO...you know you better, watch out...



Tuesday, November 11, 2008

kahverengi


Bugün hangi konuda yazmayacağımdan bahsedeyim istiyorum size. Yukarıda gördüğünüz iki fotoğrafın garipliğini, nerdeyse bir cami gibi süslenmiş yalancı alışveriş merkezinin tunus pavyonunun ortasındaki starbucksın ne kadar KOMİK göründüğünü yazmak istemiyorum mesela... mesela dubainin sınır tanımayan kistchliğinden, dün sinemaya gittiğimden, yukarıdaki fotoğrafları koşturarak bir muhabir hevesiyle sizin için çektiğimden bahsetmeyeceğim. Bugün size, "bizim şantiye"de öğle tatilini; toz toprağın içinde botlarını ayak ucuna koyup baretini kafasına yastık yapıp uyuyarak geçiren, bildiğimiz türk ustalara göre üstü başı çok daha tertipli gurbetteki hintli ustalardan da bahsetmeyeceğim. Ya da bu ustaların geniş bir merdivende bir kadın mimarla karşılaştıklarında çıktıkları basamak kadarını geri inip yol verdiklerini anlatmayacağım. Bugün kültürler arası farklardan, beni kimlerin nereden okuduğuna duyduğum büyük meraktan ve yapılan yorumlara karşı duyduğum vefa hissindense başka birşeyler anlatmak istiyorum size. Birinin günlüğünü okur gibi hissedip rahatsız olduğunuz takdirde bu sayfayı kapatın. veyahut da önünüzdeki peephole'un ekranına bir öpücük kondurun. Evet sevgili okuyucu, bugün YABADABADUBAİ'de bazı şeyleri malesef size sunamıyorum. Fakat bitane resim yapmıştım, belki ona bakarsınız...

Saturday, November 8, 2008

şantiye kumunda bikini olsam


DUBADUBADUB


haftanın tek tatili oldugunu ne kadar vurgulasam yetmeyecek CUMA gününün sabahında amy winehouse telefonumu acı acı çaldırdı.  Bir önceki gece fiyaskoya doymayan Dubai gecelerinden birini geçirmiştik ve uykuyu haketmiştik ancak arayan kişi eğlenmeyi aklına koymuş bir celebrity olunca telefonunuzu açarsınız. (bu postun kaderi de film noir voiceoverıyla yazılmakmış)  sesin geldiği yere doğru uzandım. perdelerden içeri sızmakta olan kızgın sabah güneşi yüzünden gözlerimi zorlukla açtım.  Telefondaki ses "hala uyanmadın mı?" diyordu.  Telefondaki ses "hala uyanmadın mı?" dediğinde bazen yalan söylersiniz... 
(Polisiye işini pek kotaramadığım için postun geri kalanına anadilimde devam ediyorum) Eveeet sabah koştur koştur kalkıp hazırlanıp mayolarımızı giydik. Dubai'de en büyük sorun cuma günü telefonla taksi çağırmak olduğundan dışarı çıktık ve evimizin önünde araba bekleyen hippi iki gence "SUCKERRS!" dedikten sonra taksi bulabiliceğimizi düşündüğümüz bir noktaya doğru yürümeye başladık.  Size daha önce yalnızca oturduğumuz bölgenin değil TÜÜM Dubai'nin bir şantiye olduğundan bahsetmiştim sadık okuyucu, (ki loyalty seviyeniz google analytics'e göre yerlerde sürünüyor)  Buradaki binaların neye benzediğini anlamak için binanın önündeki 3d renderlara bakmak gerekiyor ki genel olarak bitmiş binalarla renderları birbirine pek fazla benzemez...
Sonuçta taksi bulamayıp, gözlüğünü beğendiğimiz "From London" olan ve "dubaiyi seviyor musunuz?" sorusunu "the money is good" cümlesiyle yanıtlayan bir kadına otostop çektik. Tabi ki bu macera sonrasında daha içler acısı bir hal aldı ancak kısaca yazı kışı yaz olan şehrimizde inşaatların arasından caddeye çıkmaya çalışırkenki halimiz aşağıdadır. 





SUCKERSS!